COP31 İçin Net Çağrı: Söz Değil, Sonuç
ANKARA — Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Konferansı öncesinde uzmanlardan somut eylem çağrısı geldi.
Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Danışma Kurulu üyesi ve Waste Transformers şirketinin CEO’su Lara van Druten ile Uluslararası Su Yönetimi Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Henk Ovink, atık ve su krizlerinin aynı sistemin parçaları olduğunu belirtti.
Uzmanlar, iklim zirvelerinde açıklanan taahhütlerin yalnızca diplomatik metinlerde kalmaması; günlük yaşamda karşılığı bulunan, izlenebilir ve ölçülebilir sonuçlara dönüşmesi gerektiğini ifade etti.
Atık Sorunu Aynı Zamanda Su Sorunu
Lara van Druten, üretim süreçlerinin yoğun miktarda su tükettiğine dikkat çekerek kullanılmayan veya çöpe atılan her ürünün aynı zamanda su kaybı anlamına geldiğini söyledi.
Dünya genelinde üretilen gıdanın yaklaşık yüzde 40’ının israf edildiğini belirten Druten, bu durumun yalnızca ekonomik bir kayıp olmadığını vurguladı.
Gıda üretiminde kullanılan suyun da boşa harcandığını ifade eden Druten, israf edilen gıdalara karşılık gelen su miktarının her yıl Cenevre Gölü’nü üç kez doldurabilecek düzeye ulaştığını dile getirdi.
Uzmanlara göre gıda israfının azaltılması, hem çevresel baskının hafifletilmesine hem de su kaynaklarının korunmasına doğrudan katkı sağlayabilir.
COP31’de Sıfır Atık Gündemi
Druten, Antalya’da düzenlenecek COP31’de sıfır atık yaklaşımının iklim politikalarıyla daha güçlü biçimde ilişkilendirilmesinin önem taşıdığını belirtti.
Kentlerin dayanıklılığı, gıda güvenliği, kapsayıcı kalkınma ve kaynakların verimli kullanımı zirvenin öncelikli başlıkları arasında yer alacak.
COP31 öncesinde düzenlenen BM Su Haftası ve Sıfır Atık Küresel Forumu gibi etkinliklerin de uygulanabilir politikalar geliştirilmesi bakımından önemli bir zemin oluşturduğu kaydedildi.
Druten, konferansların başarısının verilen sözlerin gücüyle değil, alınan önlemlerin toplum üzerindeki gerçek etkisiyle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Su Küresel Bir Ortak Kaynaktır”
Uluslararası Su Yönetimi Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Henk Ovink ise iklim değişikliği ile insan faaliyetlerinin su güvenliği üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekti.
Ovink, su döngüsünün ülkelerin sınırlarıyla sınırlı olmadığını belirterek suyun küresel bir ortak kaynak olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.
Su kaynaklarının korunmasının yalnızca çevre politikalarının konusu olmadığını ifade eden Ovink; enerji, tarım, gıda üretimi, kentleşme, sanayi ve yatırımların da su güvenliği gözetilerek planlanması gerektiğini söyledi.
Kuraklık ve Seller Gıda Güvenliğini Tehdit Ediyor
Uzmanlara göre Türkiye de diğer birçok ülke gibi daha sık görülen aşırı hava olaylarıyla karşı karşıya kalabilir.
Uzun süreli kuraklıklar, ani seller ve düzensiz yağışlar; su kaynaklarının yanı sıra tarımsal üretimi, biyolojik çeşitliliği ve gıda güvenliğini de tehdit ediyor.
Bu nedenle COP31’de iklim, su, çölleşme ve biyolojik çeşitlilik politikalarının birbirinden ayrı değil, bütüncül bir yaklaşımla ele alınması isteniyor.
Taahhütler Bir Sonraki BM Konferansına Taşınmalı
Ovink, COP31 kapsamında açıklanacak su taahhütlerinin izlenebilir hedeflere dönüştürülmesini ve bir sonraki Birleşmiş Milletler Su Konferansı’na da taşınmasını önerdi.
Uzmanlar, geçmişte verilen sözlerin tekrarlanmasının yeterli olmadığını belirtiyor. Daha adil, dirençli ve sürdürülebilir bir gelecek için yatırımların, uygulamaların ve sonuçların düzenli olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Antalya’da düzenlenecek COP31’in başarısı, atık ve su krizleri karşısında açıklanacak hedeflerin sahada ne ölçüde hayata geçirilebileceğiyle değerlendirilecek.
Yorumlar
Bu habere yapılmış 0 yorum var.