Hergün TV Hava Durumu E-Gazete İlanlar

İLAHÎLER NEDİR NE DEĞİLDİR

Yazar CEMAL YILMAZ Yayın 3 gün önce Okunma 408 Tahmini 4 dk Yorum 0
Bu oturum 00:00
A A
Küçük Büyük
Haberi Sesli Dinle Sadece haber başlığı ve ana haber metni okunur.
Sesli okuma hazır.
İslâm Ansiklopedisi’nde “İlahî” maddesi: “Dinî-tasavvufî muhteva taşıyan bestelenmiş şiirlerin genel adı.” şeklinde tanımlanmıştır.
İslâm Ansiklopedisi’nde “İlahî” maddesi: “Dinî-tasavvufî muhteva taşıyan bestelenmiş şiirlerin genel adı.” şeklinde tanımlanmıştır.
İlahî bölümünün yazarı Müellif Mustafa İsmet Uzun tarafından kaleme alınan “ilahî” maddesinin tarihî gelişimi bütün ayrıntıları, bu ansiklopedide açıklanmıştır.
“Türk edebiyatında nazım türleri belirginleşmeden önce dinî muhteva taşıyan her türlü şiire ilahî denirken daha sonra tasavvufî temaları işleyen ve Türk din musikisinin makam ve usulleriyle bestelenerek dinî toplantılarda okunan şiirlere ilahî adı verilmiştir.

İlahîyi ‘halk edebiyatına bağlı bir nazım şekli’ olarak inceleyenler olduğu gibi ‘tekke veya tasavvuf şiirine ait bir nazım biçimi’ kabul edenler de vardır. İlahîlerde 7, 8, 11, 14 ve 16’lı kalıpların kullanıldığı ve genellikle 7 (4 + 3), 8 (4 + 4) hecelilerin dörtlük; 11 (6 + 5, 4 + 4 + 3), 14 (7 + 7) ve 16 (8 + 8) hecelilerin de beyitler hâlinde yazıldığı görülmektedir. Dörtlüklerin kafiyelenişi ‘koşma’ beyit birimiyle yazılanların kafiyelenişi ise ‘gazel’ tarzındadır.”  (*)

Şiirde ölçü (vezin), dizelerdeki hece sayılarının eşitliğine (hece ölçüsü) veya hecelerin açık-kapalı (uzun-kısa) oluşuna (aruz ölçüsü) göredir.
Hangi edebî kaynaklara (Türk edebiyatı tarihi, İslâmî Türk edebiyatı, tasavvuf edebiyatı, tekke edebiyatı, halk edebiyatı vb.) bakılsa hemen hemen tamamında aynı tanımları görürüz:
“İlahîler, mutasavvıf şairlerin yazmış oldukları dinî ve ilahî manzum parçalar olup aruz ile de hece ile de kaleme alınmış bulunanları vardır.” (**)
“İlahî, ‘Nefes, Deme, Şathiye’ nazım biçimi değil din ve tasavvufla ilgili birer şiir türü adıdır. 
İlahî, herhangi bir tarikatın izini taşımaksızın Tanrı’yı öven şiir çeşididir.” (*)

Diğer bir kaynak da “İlahî, tekke edebiyatında Tanrı’yı öven manzumelerdir. Dinî yönü ağır basar…  Özellikle mevlit ve benzeri diğer dinsel törenlerde yeri geldikçe özel bir beste ile ve cemaatle birlikte söylenir. Tarikatlara göre çeşitli adlar alır: Mevlevilerde ‘ayin’ veya Bektaşilerde ‘nefes’ gibi…” (**) şeklinde açıklanmıştır.
Gelelim, son günlerde olur olmaz rastgele her yerde (okulların bahçesinde, teneffüs zillerinde, sokakta, caddede, pazarda, meydanda, markette, kahvede, mağaza açılışında, camilerdeki “eğlencelerde” ve kebapçı salonlarında) seslendirilen ve içinde “Allah” ve “Kâbe” adı geçtiği için “ilahi” olduğu söylenilen “Arabesk, roman havası, spor takımı marşı; kiminin ‘rak’ kiminin ‘rock’ dediği, pop, hip hop, rap tarzı karışım”ı andıran müzik türüne: 
İlahîler, ciddi ve ağırlığı olan mekânlarda söylenir. Kişisel ikbal ve beka gözetilerek oluşturulduğu duygusunu yansıtan her çalışma masumiyetten ve samimiyetten uzaktır.
Müzik bilgisi, kültürü, kulağı, müzikle aşinalığı olan her insan,
Sözleri Aysel Gürel’e, bestesi Onno Tunç’a ait,
Mabel Matiz ve Sezen Aksu’nun ayrı ayrı farklı zamanlarda seslendirdiği
“Sultan Süleyman” şarkısının özellikle:
“Bu dünya ne sana ne de bana kalmaz
Dünya ne sana ne de bana kalmaz
Sultan Süleyman'a kalmadı
Böyle hiçbir kitap yazmaz…”
dörtlüğündeki melodisiyle de benzerlik gösterdiğini anlayabilecektir.
Diğer nağmelerin ve mısraların ise Arabesk ve fantezi şarkılarından karma yapılarak “Kâbede Hacılar”ın oluşturulduğu veya uyarlanıldığı izlenimi hissedilecektir.
Bunu hangi kompozitöre, hangi söz yazarına, hangi şarkıcıya; hangi müzikolojiyle uğraşan (müzik bilimcisi) ve müzik kulağına (müziğin seslerine olan duyarlılığı  ve yatkınlığı bulunan) sahip kişilere   sorarsanız sorun, aradaki ezgilerin benzerliğine katılacaktır.

Dayatmayla gelişigüzel alanlarda söylenen bu müzikte, ilahî dâhil hiçbir edebî eserin kurallarını göremezsiniz. Kimsenin sorguladığını da duymadım.
1.İlahîler ister dörtlük ister beyitler şeklinde yazılsın aynı hece ölçüsüyle başlar ve aynı ölçüyle biter. 7’li başladıysa aynı sayıda kalıpla (ölçüyle) devam eder, son mısrasına kadar bu ölçüyü korur. Aynı şekilde 8’li, 11’li, 14’lü, 16’lı dizeler için de geçerlidir.
2. İlahîlerin 10’lu hece vezniyle (ölçüsüyle) yazılanı yoktur.
Ancak, sözü edilen ve adına ilahi dedikleri bu şiirin her dizesinin (10’lu dâhil) farklı ölçülerde olduğu görülmektedir. Aşureye konulan malzemeler gibi her ölçüden dizeler karışımıyla oluşturulmuştur.
3. a) Sözü edilen ilahînin “dörtlük”lerden mi, “beyit”lerden mi oluştuğunu,
    b) Aruz vezniyle mi, hece vezniyle mi yazıldığını ve hangi usul ve makamda bestelendiğini şiirin sahibinin de bildiğinden emin değilim. (Kimi “hicaz” kimi hicazkâr kimi de “rast” makamında olduğunu söylüyor.)
Belki olsa olsa bu daha çok bebeklerin uyumasına yardımcı olmak için söylenen fakat daha sakin ve yavaş, ağır tonda seslendirilmesi gereken farklı bir “ninni” veya ana okullarındaki miniklere yönelik bir tekerleme olabilir. 
Kâbe’de hacılar “hu der” mi denilmeli;  Kâbe’de hacılar “hu çeker (zikreder)” mi denilmeli?
İslam Ansiklopedisine göre:
Kâbe'de veya tasavvufi ortamlarda "Hu" (O) ifadesi, Allah'ın zatını kasteden en yüksek zikirlerden biri olarak çekilir (zikredilir). Arapça "O" anlamına gelen "Hu", özellikle tasavvufi geleneklerde Allah'ı anmak için kullanılan bir nefes ve zikir türüdür. Yani "Hu" çekmek, "O" diyerek Allah'ı zikretmek anlamına gelir. 
Özetle:
Hu çekilir: "Hu", Allah'ı (c.c.) zikretmek, O'nun zatına işaret etmek için tasavvuf ehli tarafından çekilen (okunan) bir zikirdir. 
Hu: Tasavvufta "hu" zikri, her şeyden geçip yalnızca Allah'a yönelmeyi temsil eder. 
Kâbe'de hacılar veya ziyaretçiler, bireysel veya gruplar hâlinde bu tür zikirleri yapabilirler, ancak bu daha çok tasavvufi bir gelenek olan zikir halkalarında yoğunlaşır.
Sonuç:
Her müridin seslendirdiği ezgi, ilahî olarak algılanamaz. Birçoğunda ticari hesap ve karşılığındaki getirisi ön plandadır. Tasavvuf anlayışından (Tanrı'nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği anlayışıyla açıklayan dinî ve felsefi akımdan; Kur'an'da önerilen ve peygamberin hayatında uygulamaları görülen hayat tarzını yaşama gayretinden; İslam gizemciliğinden çok uzaktır.)
Dinî temalarla oluşturulan ilahilerin içindeki her sözcük kutsî bir özelliğe sahiptir. Mukaddes kavramları oyun havası niteliğine büründürmek, okullardaki teneffüs zilini bu müziğe göre ayarlamak bu işin çığırından çıkmasına yol açar. 
Günümüzde “turizme hizmet, tanıtıma katkı” vesilesiyle müşteri çekmeye yönelik uygulanan kimi içki servisi yapılan mekânlarda oluşturulan veya kiralanan “semazenleri” bilmeyenimiz yoktur. Korkarız ki bu gidişle ilahîlerin de “tanıtım amaçlı bir kılıf” uydurularak benzeri mekânlarda koro hâlinde icra edilmesin. Gidişat bunu gösteriyor.



________
(*) İslâm Ansiklopedisi “İlahî” maddesi.
(**) Dr. Neclâ Pekolcay-Selçuk Eraydın,  İslâmî Türk Edebiyatı-5, Edebî Eserler        Serisi, İrfan Yayınevi, üçüncü baskı, İstanbul, 1976, s.254
(*) Cevdet Kudret, Örneklerle Edebiyat Bilgileri-1, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1980, s.207
(**) H. Fethi Gözler, Örnekleriyle Türkçe ve Edebiyat Bilgileri Kaynak Kitabı, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 175, s.207
Habere Katkı Sağla Haberde eksik, yanlış veya güncellenmesi gereken bir bilgi varsa bize bildirebilirsin.
Bu haberi paylaş Haberi sosyal medyada veya mesaj olarak paylaşabilirsin.
WhatsApp

Yorumlar

Bu habere yapılmış 0 yorum var.

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yazabilirsin.
Sonraki Habere Geç →