Cumhuriyet…
Bir milletin küllerinden yeniden doğuşu, karanlığın ortasında yakılan bir umut meşalesidir. 29 Ekim, yalnızca bir takvim günü değil, özgürlüğün su gibi hayat verdiği bir yeniden dirilişin adıdır. Bugün o günü kutlarken, bir gerçeği yeniden hatırlamak zorundayız. Bağımsızlık yalnızca sınırlarımızı korumakla değil, yaşamın özünü yani suyu korumakla da mümkündür.
Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da savaşan o askerleri düşünelim. Toprak için can verdiler, ama o canı ayakta tutan bir başka cephe daha vardı: SU.
Susuz bir ordu, bir stratejiyi değil, bir milleti de kaybedebilirdi. Savaşın kaderini değiştiren sadece kurşun değildi; o kurşunu taşıyan askerin dudaklarındaki bir yudum su, direnişin devam etmesini sağlayan asıl güçtü.
Eğer o gün su tükenmiş olsaydı, Çanakkale geçilir, belki de bugün 29 Ekim’i hiç kutlayamazdık. İşte bu yüzden, suyun kendisi de bir bağımsızlık cephesidir. Benim kitabımda da söylediğim gibi, “Cumhuriyetin ruhu, yalnızca sınırda değil, her damlada saklıdır.”
Atatürk'ün Vizyonu ve Yeni Bağımsızlık Cephesi
Bu büyük gerçeği, bize vatanı emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuyla ele almalıyız. O, bağımsızlığı sadece siyasi sınırlarda değil, ekonomik ve kültürel her alanda bir varoluş zorunluluğu olarak görüyordu. Bugün, onun "Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez" sözünü, "Su vatanı da kutsaldır, kirletilemez ve hoyratça kullanılamaz" olarak güncellemek zorundayız.
Atatürk'ün aydınlanmacı bakış açısıyla, suyumuzu korumak; ülkenin geleceğini, tarımını, sanayisini ve en önemlisi insan sağlığını güvence altına almaktır. Bu, tıpkı Milli Mücadele gibi azim ve kararlılık gerektiren, yeni nesil bir Su Bağımsızlığı Mücadelesidir.
Su Vatanına Yönelik Tehditler
Ne yazık ki, su kaynaklarımız dört bir yandan kuşatılmış durumda. Akarsularımızın kirlilikle boğuşması, denizlerimizin atıklarla zehirlenmesi, doğal kaynaklarımızı hedef alan en büyük iç saldırıdır.
Küresel iklim değişikliğinin etkileri de cabası:
Kar Kütlelerimizin Azalması: Ülkemizin doğal su depoları olan kar kütleleri ve buzullar hızla eriyor. Bu durum, yeraltı ve yerüstü su seviyelerinde geri dönülmez düşüşlere yol açıyor.
Deniz Seviyelerinin Yükselmesi: Sahil kentlerimizi tehdit eden deniz seviyesi yükselişi, altyapılarımızı ve doğal yaşam alanlarımızı riske atıyor.
Plansızlık ve İsraf: En değerli varlığımız olan suyu, kayıp kaçak oranlarındaki yükseklik nedeniyle adeta israf ediyoruz.
Milli Mücadele Ruhunda Çözüm ve İş Birliği Zorunluluğu
Bu tehditlere karşı koymak için, bağımsızlık savaşında gösterdiğimiz örgütlülük ruhunu ve dayanışmayı yeniden canlandırmalıyız. Çözüm, topyekûn bir seferberlikten geçiyor ve sorumluluk her düzeyde paylaşılmalıdır:
Altyapı Reformu ve Kayıp/Kaçakla Mücadele: Şehirlerimizde yıllanmış, yıpranmış altyapılarımızı yenilemek zorunludur. Kayıp ve kaçağın önlenmesi, tonlarca suyun boşa akmasını durduracak, yeni bir baraj inşa etmekten daha hızlı ve verimli bir çözümdür. Bu, ulusal bütçeye ve su güvencemize yapılmış en büyük yatırımdır.
Taşkın Yönetiminde Güç Birliği: İklim değişikliğinin şiddetlendirdiği taşkınlarla mücadele, sadece merkezi otoritelerin değil, yerel yönetimlerin merkezi otoritelerle iş birliği yapmasıyla mümkündür. Erken uyarı sistemlerinden, şehir planlamasına kadar her aşamada ortak akıl ve koordinasyon, can ve mal kayıplarını en aza indiren en güçlü savunma hattıdır.
Tarımda Bilinçli Su Ayak İzi: Ülkemizin gıda bağımsızlığı için hayati önem taşıyan tarımda, suyu kullanma biçimimizi değiştirmeliyiz. Su ayak izine dikkat edilmesi, modern sulama sistemlerine geçiş ve suya duyarlı ürün deseni planlaması; çiftçilerimizin Cumhuriyetin yüzüncü yılında üstlenmesi gereken en önemli görevlerden biridir.
Sonuç: Yeni Bir Cumhuriyet Görevi
29 Ekim, yalnızca geçmişi yad etmek değil, aynı zamanda geleceğe dair kararlılık yemini etmektir. Atatürk bize, zorluklar karşısında yılmamayı ve bilimin ışığında çözüm üretmeyi miras bıraktı.
Unutmayalım ki, su kaynaklarımızı kaybetmek, topraklarımızı kaybetmekle eşdeğer bir bağımsızlık kaybıdır. Suyumuzu korumak, Cumhuriyetimizi korumaktır.
Bugün, Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına doğru ilerlerken, her birimiz omuzlarımıza düşen bu yeni vatan görevini layıkıyla yerine getirmeli, Atatürk’ün çizdiği yolda, mavi vatanımıza da sahip çıkarak çocuklarımıza bağımsız ve güçlü bir Türkiye bırakmalıyız.
Suya sahip çıkmak, vatana sahip çıkmaktır.
“Çanakkale Geçildi” Romanımın arka kapağı şöyledir ;
“Hala bu topraklarda Ezan sesiyle gönül rahatlığıyla oruçlar açılabiliyorsa, Hala bu topraklarda bayrağımız göklerde özgürce dalgalanıyorsa, Hala bu topraklarda kadınlar hür ve tek başına seyahat edebiliyorsa, Hala bu topraklarda kendi dilimizi konuşabiliyorsak, Hala bu topraklarda evimizde, yurdumuzda yaşıyor, vatansız kalmamışsak, Hala bu topraklarda özgürce düşünebiliyorsak, Hala bu topraklarda fikirlerimizi ifade edebiliyorsak, Hala bu topraklarda eleştirel düşüncelerimizi paylaşabiliyorsak, Hala bu topraklarda eğitim hakkına erişebiliyorsak, Hala bu topraklarda bilgiye ve bilime saygı duyabiliyorsak, Hala bu topraklarda adaletin tecellisi için çaba harcıyorsak, Hala bu topraklarda hukukun üstünlüğüne inanıyorsak,
SİZ VE ARKADAŞLARINIZ SAYESİNDE...
Allah sizden razı olsun...”
Yorumlar
Bu habere yapılmış 0 yorum var.